Sayfalar

Çocuk Hayatına Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Hayatına Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2012 Pazar

Vericilik




Zaman ve enerjinizin büyük bir kısmını,
“Bizim için şunu yap,
bize bunu al!”
taleplerini karşılamaya çalışarak
tüketebilirsiniz.
Çocuklarınız isteklerinin
bunlar olduğunu zanneder.

Tüketim Toplumunun İdeolojisi ve Çocuklar



Günümüzün ergen dünyasını, bu dünyada geçerli olan''ergen kültürü'' nü  anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ''günümüz ergenleri' ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır. 
  
Yeni ''ergen kültürü'' nün özellikleri içindeki ''hedef seçememe'', ''geleceğini planlayamama' ''sorumluluk almak istememe'', ''kendini hiçbir  şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma'', ''çaba harcamadan  elde etmek isteme'' gibi özellikleri nasıl açıklamalıyız? 

Kahraman Çocuklar :)




Modern çağın kahramanının nitelikleri büyük ölçüde bozuldu. Yakın zamana kadar kahramanlarımız, feda ettiklerine aldırmaksızın, ölümü ve kamu önünde aşağılanmayı göze alarak, bilinmeyen sınırlara meydan okuyan bireylerdi. Başarının büyük bölümü kendi bencil ihtiyaçlarından çok, insanlığın iyiliği içindi.

Arkamızda bıraktığımız elli yıl içinde tutumlar, değerler ve öncellikler kitlesel medya kültürü tarafından şekillenir oldu. Gösterişsiz kahramanlık, televizyonlardaki sansasyonel aşırılıklar kadar ses getirmiyor. Bu nedenle kahramanlarımız şiddetli bir değişim geçirdiler. Bugün çocuklarımız iç çamaşırı değiştirir gibi eş değiştiren zengin oyunculara tapıyorlar.

Çocukları Yaşama Hazırlayan Küçük "Armağanlar"





1990’ların başında, Londra’nın batısında bir okulda çalışıyordum, aynı zamanda da danışmanlık yapmaya devam ediyordum. Birlikte çalıştığım çocuklar farklı ailelerden geliyorlardı; kimi İngiliz’di kimi göçmendi, kimi alt ve orta sınıfa mensupken kimisi de çok varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Bu çocuklardan bazıları anne, babalarına, arkadaşlarına ve yaşadıkları ortama karşı aşırı kontrollüydü. Uyku ve yemek en yaygın kontrol konularıydı; birkaç yiyecek dışında hiçbir şey yemiyor veya gece yarısına kadar ayakta kalıyorlardı. Hemen öfkeleniyorlar, genellikle patlıyorlardı ve aileler bunun nedenini açıklayamıyorlardı. Bu çocukların çok sinirli olduklarını da fark ettim. Çabucak irkiliyorlar ve sonra da sakinleşmekte zorlanıyorlardı.

Oyuncak Seçerken...



DAHA AZIN GÜCÜ
Bir çocuğun kaç tane oyuncağı olmalıdır? Bunun kesin bir cevabı yoktur. Bir anne “Eğer az oyuncak iyiyse, hiç oyuncak olmaması en iyisi değil mi?” diye sordu. Hayır çocuğu oyuncaklardan tamamen mahrum bırakmak doğru olmaz. 1,5 yaşından büyük bir çocuk için yarım düzine, hatta bir düzine oyuncak bile az olabilir.

13 Aralık 2011 Salı

Çocuklar İşlerini Neden Sonraya Bırakırlar?




Çocuklarımızın yaptıkları ya da yamadıkları bir şeyden dolayı acı çekmeleri bizi üzer. Samuel’in kızı üzerine giymediğinde, kendisi hazırlanmayı bırakır onu giydirir ve kendisine zaman ayırmadan gergin bir şekilde evden çıkarlar. Kızı da yaptığın sonucuna katlanmamış olur böylece. Şimdi şöyle düşünebilir “Hmm giyinmeyi ertelediğimde zaman biri gelip yardımıma yetişecek ve beklide benim yapabileceğimden daha kolay beni giydirecek.

Samuel bu davranışı ş arkadaşlarından birinden tanıyor. Arkadaşı her şeyi son dakikasına bırakıyor, sonra da büroda dört dönüp ona yardım etmeleri için yalvarıyor.

Pek çok anne-baba bunu yapar; bu çok masumca bir davranış gibi gözükmesine rağmen ertelemenin ne kadar iyi olduğunu çocuklarımıza gösteren büyük bir derstir. Evet bazen siz de bir şeylerin hatırlatılmasından ve yapılmasının istemesinden, hatta başınızda dırdır edilmesinden, o işi tek başınıza yapıyor olmaktan bıkmıyor musunuz?

Çocuklar işlerini geciktirdikleri için sadece biraz sinirleniyorsak ve katlanmak zorunda oldukları şey sadece bununla kalıyorsa o zaman onların yerine işleri yapın; böylece daha özgür olacaklar, olgunlaşamayacak ve görevlerini yapabilen insanlar olabilmeleri için gerekli sorumluluk bilincine gelemeyeceklerdir.

Çocuklarımızın büyümek için bizim yardımımıza ihtiyaçları yoktur, ama olgunlaşabilmek için bizim rehberliğimize ihtiyaçları vardır.





En Büyük Miras




Başarılı olmalarını istiyorsanız,
nasıl çuvallanacağını,
mutlu olmalarını istiyorsanız,
nasıl üzüleceğini gösterin.

Sağlığın önemini vurgulamak için,
hastaları gösterin.

25 Kasım 2011 Cuma

Çocuklarımızı El Bebek, Gül Bebek Yapmak!




Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemli? Adlı kitabına Daniel Goleman, doğuştan ve biyolojik olarak sıkılgan olan çocuklar üzerine Jerome Kagan’ın yaptığı araştırmayı alıntılamış. Çocuklarını can sıkıcı tecrübeler yaşamaktan koruyan anneler, büyüdükçe başı korku ile belaya giren çocuklar yetişmesine sebep oluyorlar. Çocuklarını sürekli ve yavaş yavaş dünya ile iletişim halinde olmaya eşvik eden anneler daha cesur çocuklar yetiştiriyorlar. Bu sonuç, çocukların hayatın zorluklarından korunması gerektiğine inanan pek çok ebeveynin düşüncesi ile çelişiyor. Aksine, anne,babaları korkularını yenmesi için onları cesaretlendirildiklerinde biyolojik olarak korkak olan çocuklar bile çok daha iyi sonuçlar elde edebiliyor.

19 Kasım 2011 Cumartesi

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil



Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler ve sizinle birlikte olsalar da,
sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır.
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.   
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya
zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,
dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok
ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
ve  o yüce gücü ile yayı eğerek ,
okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever 

                                                                       Halil Gibran

Siz De İyimser Olabilirsiniz...




Açıklama tarzının yetişkinlerin yaşamları üzerindeki etkisi çok büyüktür. Gündelik aksaklıklara tepki olarak depresyon doğurabileceği gibi, büyük bir felaket karşısında esneklik sağlayabilir. Bir insanı yaşamın zevklerine karşı duyarsızlaştırabilir ya da bireyin doya doya yaşamasını sağlayabilir. Kişiyi hedeflerini gerçekleştirmekten alıkoyabilir ya da hedeflerin üzerine çıkması için ona yardımcı olabilir. Diğer insanların onu algılayışını etkileyerek, söz konusu kişinin lehinde ya da aleyhinde çalışmalarına neden olabilir.. Dahası açıklama tarzı insanların bedensel sağlığını etkiler.


Çocukların antenleri, anne-babalarının, özellikle de annelerinin duygusal açıdan yüklü olayların nedenleri konusundaki konuşma tarzlarına sürekli açıktır. Küçük çocukların ilk ve en sık sordukları sorulardan birinin “NEDEN” olması rastlantı değildir. Büyümekle ile ilgili birinci görev, çevredeki dünya, özellikle de toplumsal dünyayla ilgili açıklamalar toplamaktır. Anne ve babaların sabrı tükenip de sonu gelmeyen “Neden?” sorularını yanıtlamayı bırakmalarının ardından, çocuklar aradıkları yanıtları başka biçimde alırlar. Siz kendiliğinizden olaylara açıklama getirirken- ki konuşurken bunu ortalama dakikada bir kez yaparsınız- can kulağı ile sizi dinlerler. Özellikle ters giden bir şeyler olduğunda, yaptığınız açıklamalardaki her bir sözcüğe dikkat ederler. Söylediğiniz şeylerin ayrıntılarını dinlemekle kalmaz, biçimsel özelliklerine de bakarlar. Aktardığınız neden kalıcı mı, geçici mi, özgül mü, yaygın mı, sizin suçunuz mu, bir başkasının suçu mu?

Çocukken annenizin dünya konusunda sizinle konuşma biçiminin, açıklama tarzınız üzerinde belirgin bir etkisi oldu. Bunu yüz çocuğa ve anne babalarına açıklama tarzı anketleri uygulayıp bulduk. Annelerin iyimserlik düzeyiyle çocuklarınki birbirine çok yakındı. Bu erkek hem de kız çocuklar için geçerliydi. Bizi şaşırtan bir bulgu, ne çocukların, ne de annelerin açıklama tarzının babanınkiyle hiçbir biçimde benzer olmamasıydı. Bu da bize, küçük çocukların kendilerine bakan birincil kişinin (genellikle annelerinin) nedenler konusunda söylediklerini dinlediklerini ve annelerinin tarzını benimsediklerini göstermektedir. 

ÖĞRENİLMİŞİYİMSERLİK
DR.MARTIN E.P. SELIGMAN

5 Kasım 2011 Cumartesi

Tanrım...


Tanrım, 
        Beni yavaşlat. 
        Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir... 
        Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele... 
        Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin
        sükunetini ver . 
        Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği, 
        belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. 
        Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol... 
        Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; 
        bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı, 
        güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, 
        güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, 
        balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret... 
        Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. 
        Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini , 
        yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim...
 
        Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. 
        Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi 
        büyümesine bağlıdır... 
        Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı
       değerlerine doğru göndermeme yardım et. 
        Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha
        sağlıklı olarak yükseleyim. 
        Ve hepsinden önemlisi.... 
        Tanrım, 
        Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET, 
        Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR, 
        İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve 
        Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver... 
 
 
 
        ( HiTiTLERiN  M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR. )

28 Ekim 2011 Cuma

Bir Çocuk İçin Hayat.




Aslında bir çocuk için hayat, dünyada neler olup bittiğini anlamaya, olmuş bitmişlerden bir anlam çıkartmaya çalışmakla geçer…

Bir çocuk ne ister? 

16 Ekim 2011 Pazar

Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?




Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım: 
Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını... 

Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o?' demeden... 

Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu. 

Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. 
Kitaplardan keyif almasını. 
Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıpta kendini yönlendirmeyi bulmasını. 

Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. 
Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine... 

Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret.Alın terine saygıyı öğret ona. 

Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı... 

Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. 
Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.Hayatı sorgulamayı öğret ona... 

Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını. 

Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret. 

Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı... 
'İstemiyorum', 'hayır' demeyi öğret ona, istediğinde ise 'istiyorum' demeyi. 

Sevdiğinde ise 'seni seviyorum' diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını... 

Sorgusuz sevmeyi... El yazısı ile notlar yazmayı... Lafı dolandırmamayı... Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını. 

İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret... Ama en çok da kendini sevmesini öğret... Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini... Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini... Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağı nı... Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona... 


Aylin Kotil, Cumhuriyet Gazetesi 

15 Ekim 2011 Cumartesi

Çocuğun Ağlamasına İzin Vermek



En başından itibaren çocuk ağlamak, kahkaha atmak  ister. Ağlamak onda derin bir ihtiyaçtır. Ağlayarak o, her gün katarsisten geçer.

Çocuğun pek çok engellenmişliği vardır. Bunun olması kaçınılmazdır ve bu bir gerekliliktir. Çocuk bir şey ister ama ne olduğunu söyleyemez, onu ifade edemez. Çocuk bir şey ister ama ne olduğunu söyleyemez, onu ifade edemez. Anne ve baba onu tatmin edebilecek durumda olmayabilir. Anne mevcut olmayabilir. Başka bir işle meşgul olabilir ve ona özen gösterilmemiş olabilir. Çocuk ağlamaya başlar. Anne onu ikna etmeye çalışır çünkü rahatsız olmuştur. Kimse onun ağlamasını istemez, ağlamak rahatsızlık vericidir; herkes onun dikkatini dağıtmaya çalışır ki bu sayede ağlamayabilir. Ona rüşvet veririz. Anne ona oyuncak verir, anne ona süt verebilir, onu teselli edebilir ya da dikkatini dağıtacak herhangi bir şey, ama o ağlamamalıdır.

Ancak ağlamak derin bir ihtiyaçtır. Eğer o ağlayabilirse ve ağlamasına izin verilirse yeniden tazelenecektir; engellenmişlik ağlayarak atılır. Aksi takdirde durdurulmuş bir ağlamayla engellenmişlik durdurulur. Artik o bunu üst üste yığmaya devam edecektir.Ve sen üst üste yığılmış bir ağlamasın. Artık psikologlar senin “bir ilk çığlığa” ihtiyacın olduğunu söylüyor. Şimdilerde Batı’da, senin bedenindeki tüm hücrelerinin de katıldığı bütünlükte bağırmana yardımcı olacak bir terapi geliştiriliyor. Tüm bedenin içinde bağırabileceğin kadar çılgıncasına bağırabilsen, birikmiş olan pek çok acı, pek çok eziyet özgürleşir.

OSHO

13 Ekim 2011 Perşembe

OYUN VE EĞLENCE



Çocuklar
kazanma-kaybetme kavramlarıyla
tanışmadan önce
eğlenmek için oynarlar.
Bir gün ansızın,
oyunda,
iş hayatında,
ve savaşta kazanmayı arzularlar.
Aşkta dahi kazanıp kaybetmekten söz ederler.

Oysa zaman,
oyunların eğlence,
iş hayatının
topluma yarar sağlamak için
olduğunu öğretir.
Savaşta kazanan taraf yoktur,
herkes kaybeder.
Aşkta ne kazanç ne de kayıp söz konusudur.
Aşk herkes için, her zaman mevcuttur
ve  sonsuza dek var olacaktır.

Eğlenmek amacıyla mı oynuyorsunuz?
Toplum yararına mı çalışıyorsunuz?
İnsanlar arasında
“dost” ve “düşman”
ayırımı yapıyor musunuz?
Severken seçici misiniz?
Yanıtlarınıza şöyle bir bakın.
Çocuklarınıza
işte bunları öğretiyorsunuz.

Modern Ailelere Bilgece Öğütler
William Martin

28 Eylül 2011 Çarşamba

MODERN AİLELERE BİLGECE ÖĞÜTLER

.... Çocuklarınıza yaşamdan söz edebilirsiniz,
Ama sizin sözleriniz, yaşamın kendisi olamaz.
Onlara gördüklerinizi gösterebilirsiniz,
Ama sizin gördüklerinizle onların gördükleri ilelebet farklı olacaktır.

... Çocuklarınıza belli şeylerin iyi olduğunu,
Öğrettiğinizde,
Geri kalan her şeyin kötü olduğunu
Düşüneceklerdir.
Belli şeylerin güzel olduğunu öğrettiğinizde,
Başka şeylerin çirkin olduğunu göreceklerdir.

... Çocuklarınıza koyduğunuz kurallara dikkat edin,
Kurallar, sorumluluklarını götürür.
Çocuklarınıza verdiğiniz ödüllere dikkat edin.
Cezalar, güveni götürür.

... Çocuklarınızın başarılarını sürekli,
Büyük atletlerin, sanatçıların, ünlülerinkiyle kıyaslarsanız,
Kendi güçlerini kaybederler.
Onları başarı ve zenginlik için zorlarsanız,
Aldatmayı ve çalmayı öğrenirler,
Beklentilerinizi karşılamak için.

Onlara başarmayı öğretirseniz,
Asla tatmin olmazlar.
Onlara memnuniyeti öğretirseniz,
Her şeyi başarırlar.

... Kendi yaşamınızda,
Dingin ve keyifli,
Memnun ve huzurlu olun,
Bu sizin en büyük mirasınızdır.

(Tanıtım Bülteninden)


27 Eylül 2011 Salı

SUÇLAMAYIN


Bilge ebeveynler
suç aramaz
suç bulmaz
Haberleri seyrederken, gazete okurken
şikayet etmez
endişelenmez.
Başkalarının hatalarına
bıyık altından gülmez.
Çocukları üzüldüğünde suküneti
dengeyi yitirmez.
Bilge ebeveynler etrafta olup bitene hayıflanmadan
yerine getirir sorumluluklarını.

Durum ne olursa olsun
çocuklarımızı suçlamamalıyız.
Tabii ki yol göstermeliyiz onlara
incelikli, bilgece.
Üstelik tek sorun,
hata yaptıklarında onları suçlamak da değil.

Bir hafta onlarla nasıl konuştuğunuza
dikkat edin.
Onları suçlayıp, şikayet ettiğiniz
her durumu belleğinize kaydedin.
Sarf ettiğiniz her sözü duyar çocuklarınız.

Onlara suçu başkalarında bulmayı mı,
yoksa
olumlu düşünüp,yapıcı olmayı mı
öğretiyorsunuz?

Modern Ailelere Bilgece Öğütler
William Martin

ŞEFKAT,SABIR ve SADELİK

Bu yazı benim okuduğum bir kitaptan değil maalesef ama, kızımın kreşinden her cuma mail kutuma düşen haftalık programın yanına okul sahibi tarafından eklenen farklı yazılar var. Hoşuma gidiyorlar, anlamlı geliyorlar, paylaşmak istiyorum sırf bu yüzden...


Bir tek şefkati,sabrı ve sadeliği
öğretin çocuklarınıza.
Bazı kimseler
başarıya giden yolun hırs,
gayret ve tüketimden geçtiğine inandıklarından
bu yaklaşımı abes bulurlar.

Çocuklarınız sabretmeyi öğrenince,
dünyayı olduğu gibi,
 sadeliği öğrenince,
kendilerini oldukları gibi
görürler.
Şefkat sayesinde hem kendilerini,
hem dünyayı
iyileştirecek gücü bulurlar.

Böylesi yaklaşımlar
geleneksel çocuk yetiştirme anlayışıyla
bağdaşmaz.
Çelişkiyi biz, ebeveynler yaratırız.

Şefkatli,sabırlı sadeyseniz öğretmeye gerek kalmaz;
Siz yaşarsınız,
çocuklarınız öğrenir.

Modern Ailelere Bilgece Öğütler
William Martın